O sabah erken uyandım, içimde bir sıkıntı vardı. Bu sıkıntının sebebi o gece gördüğüm rüyaydı...
Bu rüya bir tren istasyonunun merdivenlerinde başladı, yavaş yavaş iniyordum basamakları. Bir melodi mırıldanıyordum fakat uyanınca silindi aklımdan. Yaklaşık on dakika bekleyişin ardından beklediğim tren geldi, bindiğimde bir hengamede buldum kendimi. Onlarca insan vardı, kimi ayakta kimi zar zor bulduğu koltuklarda gidiyordu yolu. Bir köşeye yaslandım ve etrafi seyretmeye başladım. Bir kaç durak sonra bir kız bindi perona, sapsarı saçlari ve boncuk gözlerine hayran kaldım, bir yandan da gıpta ettim kendimce. Kulağında kulaklıklar vardı, o da bir köşeye geçti ve gözlerini kapattı. Dakikalar sonra ben kıza aval aval bakarken gözlerini açtı, bana baktı. Far görmüş tavşana dönmüştüm, kız utandığımı anlamış olacaktı ki bana gülümsedi. Bu gülüşü kim görse neşe dolardı herhalde. Ancak beni tarif edemediğim bir karamsarlığa sürükledi o güzel yüz, bir fil oturdu yüreğime . Rüyanin devamı bulanık, kız bana gülümsedikten saniyeler sonra kıyamet koptu sanki. Bir gürültüyle tren durdu, insanlar etrafa sürüklendiler. Kafama aldığım darbe nedeniyle yere yığıldım, gözlerim karardı. Baygınlığım ne kadar sürdü bilemiyorum, yavaş yavaş gözlerimi açtığımı hatırlıyorum. Biraz önce savaş alanı gibi olan kalabalıktan çıt çıkmıyordu şimdi. Etrafıma bakındım, neredeydim? Neler olmuştu da bu noktaya gelmiştik? Bu sorularla durumu idrak etmeye çalışırken tanıdık bir sima gördüm, masmavi gözleriyle o da benim gibi etrafına bakıyordu. Bir noktada gözlerimiz buluştu, o an bir şeyler söylemeye çalıştım ancak kelimeler bir yumru olup boğazıma takıldı resmen. Durum yeterince garip olduğu için bakışlarımi başka tarafa çevirdim, o hala bana bakıyordu. Diğer insanlar hala baygın haldeydi, bir umut diğer yönüme baktım, durum değişmedi. Sonra tekrar kıza baktım, kulaklığı elindeydi şimdi, nasıl olmuştu da bu kadar şiddetli bir kazadan sonra kulaklığı sapasağlamdı? Ben bu gibi soruları düşünürken ayağa kalktı, donakaldım. Tereddütsüz bir şekilde üstüme yürüdü, elindeki kulaklığı uzattı. Bu kızdan zaten ürkmüştüm, bir de bulunduğumuz ortamın verdiği korkuyla çoktan titremeye başlamıştım bile. Gerginliğimi umursamadı, benim almadığımı görünce kulaklığı kendisi bana taktı. Dinlediği devam ediyordu, bu melodiyi bir yerden anımsıyordum. Istasyona gelirken mırıldandığımdı! Şok içinde kıza baktım, yüzünde tekrar o sıcak gülümseyle el salladı ve peronun arkasına yürüdü. İlk şoku atlatınca burada kaldığımi ve yaşayan tek kişinin az önce gittiğini farkettim, gittiği kısma koştum. Koştum, koştum ancak yetişemedim. Trenin sonuna gelmiştim ama hala onu görememiştim. Nereye kaybolmuştu? Olduğum yere çöktüm, ağlamaya başladım. En sonunda da uyandım. Yatağımdaydım, ter içindeydim. Bir bardak su içtikten sonra kafami dağıtmak istedim, güzel bir kahvaltı hazırladım ve televizyonu açtım. Kanalları gezerken bir haber başlığına gözüm ilişti; "Istanbul'da Tren Kazası". Sesi yükselttim, dikkatle dinlemeye başladım. Muhabir bir istasyondaydi, panikle bir şeyler anlatıyordu. Arkada polisler ve ilk yardım ekipleri de aynı panikle ordan oraya koşturuyordu. Muhabir konuştu;
- İşte kaza burada gerçekleşti, tren aniden raydan çıktı ve başka bir trenle çarpıştı. Trajik kazada kurtulan ne yazık ki olmadı.
Ve işte o sıkıntı tekrar kapladı içimi, fil dönüp dolaşıp tekrar oturdu yüreğime. Elimdeki çay bardağını yere düşürüverdim, cam kırıklarıni toplarken bir yandan hala haberi dinliyordum. O sırada odamdan sesler yükseldi, tekrar o melodiyi duydum. Hala rüyada olduğumu zannettim ancak toplarken dalgınlıkla elime batırdığım cam kırığının acısı gerçeği yüzüme çarptı, rüyada değildim. Korkuyla odama gittim, müziğin kaynağı rüyamdaki kulaklıktı. Çok yüksek olmasa da kimse takmadığı için sesini dışarıya veriyordu. Tahammül edemediğim bu melodiyi susturmak istedim, anlık sinirle onu kırdım. İçimdeki korku gittikçe arttı, yardım çağırmaya karar verdim. Telefonumu kullanmak için tekrar mutfağa döndüğümde televizyon ekranına trende hayatını kaybedenlerin fotoğraflarının verildiğini gördüm. Yakınlarına haber ediliyordu. Fotoğrafların birinde tekrar o yüzü gördüm, kulaklığın sahibini. Fotoğraf ona aitti fakat ismini okuduğumda delirdiğimi zannettim, "Meryem Güler". Bu isim bana aitti? Duvarda asılı olan aynaya baktım. Sarı saçlarım dağınıktı, mavi gözlerim kan çanağı olmuştu..
Yorumlar
Yorum Gönder